Modern çağ insana tek bir şey fısıldıyor: Sahip ol. Daha çok kazan, daha çok biriktir, daha çok görün. Güç dediğin şeyin banka hesaplarında, unvan kartvizitlerinde, vitrinde sergilenen hayatlarda ölçüldüğüne ikna ediliyoruz. Oysa bu ölçüm eksik. Hatta yer yer yanıltıcı.
İnsan sadece maddi gücüyle var olamaz. Maddi güç hayatı taşır, ama insanı taşımaz. Karnı doyurur, evi ısıtır, konfor sağlar; kabul. Fakat anlam üretmez. Anlam, başka bir yerden gelir: Varoluş yasalarına uygun düşünce ve yaşantıdan; sevmekten, paylaşmaktan, merhametten.
Onu da istediğimizle değil istemediklerimizle de paylaşmaktan, empatiyi “öyle yapmasaydı öyle olmazdı” dan değil o rolü kendi oynamadığından, oynanan role ve senariste minnet ve teşekkür duygusu ile hizmet edebilme aşkından gelir
Sevgi, bu çağda romantik bir süs gibi sunuluyor. Gerçekte ise ağır bir sorumluluktur. Sevmek, başkasının yükünü az da olsa omuzlamayı kabul etmekten öte seni sen eden alt yapıya bir borçtur.
Merhamet ise çoğu zaman yanlış anlaşılır; zayıflık veya zayıf olana acıma sanılır. Oysa merhamet, gücü olmayanın değil, gücü olup da ezmeyenin erdemi olarak işleyişe olumlu, kapsayıcı, yapıcı katkı sunmaktır. Paylaşmak da aynı şekilde… Eksilmek korkusunu aşıp işleyip çoğaldığının bilincinde olanların işidir
Bugün büyük krizlerin, toplumsal çatlakların, yalnızlığın ve güvensizliğin temelinde maddi yoksunluktan çok manevi çöküş var. Maneviyatı doğuran değerlere nankörlükten gelen bir körlüktür.
İnsanlar yoksul oldukları için değil, birbirlerine, bu değerlere körleştikleri için sertleşiyor. Birbirinin acısını, derdini, sorunlarını görmeyen, o sorunların kaynağını ve neye evirildiği görülmediğinden bu hale gelindiğinden habersiz olarak şikayet ederek azap içinde yalanılmaktadır.
Tarih gerek bireysel gerek toplumsal örnekleriyle dolu. Maddi olarak zirveye çıkmış ama vicdanını yitirmiş uygarlıklar kısa sürede çöktü. Buna karşılık, imkânları sınırlı ama ahlaki duruşu güçlü toplumlar iz bıraktı. Çünkü insanı ayakta tutan şey, neye sahip olduğu değil, neyi savunabildiğidir.
Gerçek güç, kaslarda ya da kasalarda değil; karakterdedir. Madde hareket sağlar, mana yön verir. Yönünü kaybetmiş güç, hızlanmış bir savrulmadan ibarettir. Yüce Atatürk “muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” derken bu gerçeğe dayandığı anlaşılmaktadır.
Sonuç basit ama rahatsız edici: İnsan, cebinin doluluğuyla değil, kalbinin genişliğiyle ölçülür. Maneviyat baş tacı edilmediği sürece, maddi başarılar sadece iyi döşenmiş bir boşluk üretir. Ve o boşluk, en sonunda insanın kendini ve kendini var edenleri yutar.
