İyi ve kötü çoğu zaman tek başına var olan şeyler gibi anlatılır. Sanki iyi, tertipli bir evde; kötü ise şehrin arka sokaklarında yaşar. Oysa gerçek ilişkilerde böyle bir ayrım işlemez. İyi ve kötü, insanın diğer insanlarla kurduğu bağların içinde şekillenir.
Yalnız başına duran bir “iyi” yoktur; birine dokunur, bir şeye çarpar, bir sonuç üretir. Kötü de öyle. İlişki yoksa ahlâk da yoktur, sadece soyut iddialar vardır. İyi ve kötü sözünü böyle anlamak lazım.
İlişkiler iyiyi sınar. Birine karşı iyi olmak kolaydır; zor olan, iyiliğin karşılıksız kaldığında neye dönüştüğüdür. Çoğu ilişki tam burada çatlar. İyilik yüceltilmiş bir fedakârlık değil, bir denge arayışıdır. Sürekli veren, sonunda ya öfkeye ya da sahte bir üstünlük duygusuna sürüklenir. O noktada iyi hâlâ iyi midir, yoksa gecikmiş bir kötülük mü üretmektedir? İlişkiler, niyetleri değil sonuçları açığa çıkarır.
Kötü ise genellikle bir kopuş biçimidir. Dinlememek, görmemek, umursamamak. Büyük kötülükler dramatik değildir; çoğu zaman sessizdir. Bir ilişkinin içinde kötülük, zarar vermek kadar sınır çizmeyi reddetmekten de doğar. Her şeye katlanmak erdem değildir. Kimi zaman “hayır” dememek, iyiliği değil çürümeyi büyütür. İlişkilerde kötüyü tamamen dışlamaya çalışmak, onu daha sinsi hale getirir.
İyi ile kötünün birlikte varlığını kabul edip yerli yerinde kullanmak ilişkilere olgunluk getirir. Bu bir uzlaşma değil, bir farkındalıktır. İnsan hem incitebilen hem onarabilen bir varlıktır. Bunu inkâr eden ilişkiler ya yapay bir saflık üretir ya da bastırılmış bir öfke biriktirir. Sağlam bağlar, iyiliği idealize etmez; kötüyü de şeytanlaştırmaz. Her ikisini de tanır, yerini bilir.
Sonuçta ilişkiler bir ahlâk vitrini değil, bir laboratuvardır. İyi ve kötü burada test edilir, dönüşür, bazen yer değiştirir. İnsanı olgunlaştıran şey, hep iyi kalmak değil; ne zaman iyi olunacağını, ne zaman durulacağını ve ne zaman uzaklaşılacağını idrak edebilmektir. İlişki dediğimiz şey de tam olarak budur: iyinin ve kötünün, insanı insan yapan gerilim içinde birbirine değmesi. Mesele bunu yaşayarak eylemlemede. Herkes sakız çiğner. Aslolan gerekçesinin farkındalığı yola tadını çıkarmada.
