İnsanın Merkezi

Hoca Nasrettin Efendi’ye “dünyanın merkezi neresi” diye sorulduğunda ‘eşeğimin ayak bastığı noktadır. İnanmıyorsanız ölçün’ demiş.

İnsanoğlu beden eşeği (biniti) içinde, düşüncesi ise evrenin her noktası ile irtibat halinde bir varlık olarak yaşamını sürdürmektedir. Bu yaşayış, bedenin ve bedeni var edenin hizmetinde olmak üzere maddi ve manevi yaşam olarak devam etmektedir.

Bilim, üzerinde yaşanılan dünyanın güneş çevresinde, güneşin de saman yolu galaksisi içinde tur ederek seyrini sürdüğünü gözlemleyerek belgelemiştir. Her var olanın varlığını kaybedeceğinden bahisle de şartlar çerçevesinde var olan her şeyin ömrü hesaplanmaya çalışılmaktadır.

İnsanoğlu düşünen varlık olarak her şeyin merkezinde yer almaktadır. Düşüncesi ile varoluşun evrelerini etüt ederek varlığı tanımaya uğraşırken bir yandan da kendi varlığını tanıma gayreti içindedir.

Kainata bir merkez belirtmek gerekirse o düşünen insandır. Her ölçü ona göre, keşfettikleri temelinde onun tarafından konmuştur. Bunun dışında, gündemde olmayanlar da ileride onun tarafından tanımlanacaktır.

İnsanın merkezi kalp olarak belirtilmiştir. Kalp; inkılab, yani değişim ve dönüşüm manasınadır. Yani varlığın oluş aşaması onun başlangıcı – kalbi, merkezi olarak tanımlanmıştır.

Düşünce de her varlığı kapsadığına göre kalbi, yaratıcı düşüncenin merkezi olarak almamız ve bu merkeze olan uzaklığı, düşünce evrelerinin hangisinde ise ona göre ölçmemiz gerekir.

Hud suresi 85. Ayette “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı büyük bir titizlik ve tam bir doğrulukla yerine getirin; kendilerine ait mallarda haklarını eksiltmek suretiyle insanlara zulmetmeyin ve bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.” Buyurulmuştur.

Düşüncenin insandan veya varoluştan ayrı bir varlığı yoktur. Tüm oluşlar maddenin inkılabı ile manaya evrilmesi, mananın insanda bilinçlenmesi ile geri maddeye dönüşmesi ile vücut bulmaktadır. Tüm kâinat da bu oluşumun uygulama sahası olarak vazifelidir.

Bu manada İnsanın merkezi insanın kalbidir. Yani düşüncedir, isteme-irade sahibi olmasıdır. Bu merkez, fiziksel bir nokta değil, bilincin ve farkındalığın var olduğu noktadır.

İnsan kendi merkezinde hem özdür hem eksen hem de ölçüdür. Kendi merkezini fark eden insan, aynı zamanda evrenin merkezini temsil eder; düşüncesiyle hem kendi içini hem de dış dünyayı aydınlatır.

İşte bu yüzden “kendini bil, kendini bilen rabbini bilir” buyurulmuştur. Yaşam bireyin kendi merkezinde başlar ve düşüncesiyle kainatı kapsar. İnsan, kendi içinde hem küçük bir evren hem de kainatın mihenk noktasıdır. Her şey onun etrafında döner. Aynı zamanda o da her şeyin.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir