İnsanı Tanımak: Adın, Yerin ve Özün Ötesinde

İnsanı tanımak isteriz. Sorularımız hep aynı yerden başlar: “Nerelisin?” Sonra bir soy ararız: “Kimlerden?” Ardından bireye yöneliriz: “Peki sen kimsin?”

Bu soruların her biri insanı anlamaya yaklaşır gibi görünse de aslında onu bir çerçevenin içine hapseder. Bir coğrafyaya bağlarız önce; çünkü doğduğu yerin ona kimlik verdiğini düşünürüz. Ardından bir aileye, bir soy zincirine yerleştiririz; çünkü kim olduğunu anlamak için önce “kimlerden” geldiğini bilmek isteriz. Sonra onu bir işe, bir unvana, bir role sıkıştırırız. Son adımda, o adla andığımız davranışlarına bakarız ve deriz ki: “İşte bu insan budur.”

Oysa insan ne doğduğu yerle ne geldiği soyla ne de yaptığı işle sınırlıdır.

İnsan, nerede olursa olsun, kendi vücudunun içinde, düşüncesinde ve çevresine yansıyan davranışlarında insandır. Yer değişse de ad değişse de dil değişse de insanın özündeki varlık değişmez.

Bir ayna bir varlığı tam olarak gösterir. Ayna kırılıp parçalansa her bir parçası bireyi gösterir. O aynanın birliğinde de bir insanı gösterir. Dolayısıyla her bir insanda gözüken hal ve davranışlar, temsil ettiği düşünce insana, orada olan insana aittir.

Bir birey olarak insan içinde yaşadığı toplumdaki kimliklerin hepsiyle o bireydir. Ancak işyerindeki birey ile aile içindeki konumuna göre olan ayrı ayrı insani özellik ve gereksinimlerdir.

Coğrafya, kültür, iş, ad… Bunlar insanı tanımlayan kabuklardır. Ama öz, yani insanın gerçekten kim olduğu, bu kabukların ötesinde başlar. Belki de insanı tanımak, onu bir yere yerleştirmek değil; onun içinde bulunduğu bedende, düşündüğü düşüncede, gösterdiği davranışta yankılanan varlığı fark etmektir.

Çünkü insan, nereliyse o değildir; insan, nasıl düşündüğü ve nasıl davrandığıyla insandır.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir