Hor Görme

Beni hor görme kardeşim. Sen altınsın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz. Sen gümüşsün ben sac mıyım?

Sözlükler hor kelimesinin Farsça “yiyen-tüketen” anlamında olduğunu söyler. Köftehor, çiğnenmiş yiyen, horanta: yiyip içenler, hurda: yenmiş kullanılmış. Dilimizde daha çok hakir aşağılık görme anlamında kullanılır.

Yemek, tüketmek…. Yediği ile öğünmek, ortaya bir zembil pislik çıkartmak… Manasız bakarsan hayattaki döngü bu. Bir manası olmalı denirse o manayı kendimizin vermeden başka çare yok. Herkes kendi mana denizinde hayat bulur.

Elinde kazma kürek olanın gözünü altın bilezik, gümüş kemer, pırlanta yüzük kaşı kamaştırmada. Altın yüzüğü pırlanta yüzükle değiştirme gayretinde, elmas pırlantalı hepsinden ayrı bir dünyada varlığını devam ettirme gayretinde. Bu zincirin halkasından birisini çıkartsak hayat başka bir şeye evrilir. Bu döngüyü balanslı sürdürmek insan olarak sorumluluğumuz. Demirin tuncun yaptığını altın pırlanta yapamaz. Ancak işleyen demirin ışıltısı alın teri ile birleşince medeniyet ışığı olarak parlar.

Bir de bireysel dünyalarımız var. Kuruluşunda bin bir ümit ve bedel vererek ömür boyu bir arada yaşamak üzere kandırıp sözleştiğimiz, üç beş ay sonra da evde yiyici olarak gördüğümüz kadınlarımız… Veya muhtaç ettiğimiz ve yaşayabilmesi için para vererek elde ettiğimiz kadınlarımız… Buna kadın olarak da bakarız hayallerimizle süsleyerek kurduğumuz hayatımız ve gerçekler karşısındaki tutumumuz… Elde ettikten sonra karşılaştığımız duygular yaptığımız fiilin faturası. Bizi bize gösteren aynalar olarak karşımıza çıkıp yüzümüze çarpıyor. Biz ise yüzümüzün karasını silmiyor aynayı kırıyoruz. Sonra da bin bir pişmanlıkla derbeder, kendi pisliğinde boğulup giden hayatlarımız…

Erkek olarak düşünsek bir kadının evde yaptığı işleri asgari ücret üzerinden hesaplasak; çocuk bakıcısı, ev temizleyicisi, aşçı, ütücü… en az dört maaş vermemiz gerek. Halbuki o bir tebessüm ile iki tatlı söz karşılığında soframıza neşe, evimize bereket katıyor. Biz neler yapıyoruz erkekler olarak birbirimizi aldatmak, hayatı çekilmez kılmak için birbirimizi yemekten başka ne yapıyoruz Allah aşkına hiç düşündük mü?

Dede Korkut Hikayelerinden Dirse Han Oğlu Boğaç Han’da geçer “Bayındır Han, günlerden bir gün yine toy vermiş. Hanlık otağını AK Meydan’a diktirmiş. Önüne ala savanlardan gölgelikler çektirmiş. İçini ipek halılarla döşetmiş. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuş. Ak otağ ile kızıl otağın içini dışını bir güzel donattırmış. Her tarafını pırıl pırıl ettirmiş. Kara otağın içine dışına ise bir süpürge bile vurdurmamış. Her yeri çer çöp, toz toprak içinde bıraktırmış. İş güç bitince de hizmetkârlarına emir vermiş: “Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa buyur edin. Döşeklerini kalın atın. Yemeklerini yağlı yerinden çıkarın. Beylerimi ağırlıklarınca ağırlayın. Oğlu kızı olmayanı ise getirip kara otağa indirin. Altına kara keçe serin. Önüne kara koyun yahnisinden koyun. Yerse yesin. Yemezse kalksın gitsin. Oğlu kızı olmayanı Allah hor görmüştür, biz de hor görürüz!” demiş… Hikâye uzar gider. Ama ne anlatır?

Döneminde boylar halinde yaşayan Türklerde boyun devamının erkek evlat tarafından sürdürüldüğü, ancak bu erkeklerin birbiriyle mücadelesinden boyun büyük zarar gördüğü, boy anasının kırk ince belli kız ile doğadan topladığı kanını kattığı sevgi çiçeklerini sütüne kararak yaralı oğluna merhem olduğu yazar. Bayındır Han’ın hanlık otağı meydanda olduğu müddetçe doğa ananın çiçekleri olan çocuklarımızın birbirini öldüreceği ancak sevgi ile açan kızlarımızın bu kıyıma son vereceği anlaşılmıyor mu hikâyeden?

Başka Dede Korkut Hikayelerinden Bamsı Beyrek’in esir düşmesi ile Banu Çiçek’in onu kurtarması konu edinilerek, erkekliğin cinsiyet işi olmayıp yürek işi olduğu vurgulanır. Deli Dumrul’da ise ona can veren eşi…

Biz erkekler olarak yediğimiz içtiğimiz, oturduğumuz muhit, kullandığımız araba ve kıyafetle egomuzu şişirip karşımızdakini hor görerek tatmin olduk diyelim. Bunun hangisini biz yaptık? Hepsinin altında insanlık tarihine mal olmuş bin bir emek. Haydi biz yaptık diyelim. Ya bizi yaratanı? Karnında büyütüp ölünceye dek ardımızdan gıpta ile bakıp sevinç göz yaşı döken analarımız… Hepsi ana kimliğindeki yarımız, yarınımız kadın değil mi; onu nasıl hor görürüz? Onu hor gören hangi düşünce? Sevdiğimiz kadın birinin kızı, birinin bacısı, birinin sevgilisi olan kadını? O biri ya sensin ya ben. Neden hor görürüz birbirimizi? Hiç bu duygunun kaynağının ne olduğu ile yüzleşebildik mi? Kendi ürettiği ile yüzleşmeden, kendi yediğini yemeden bu horluğun gitmeyeceğini düşünüyorum.

Siz kendinizi değiştirmezseniz Allah sizi toplu olarak değiştirmez der kutsal kitabımız. Yani kurtarıcı biziz. Sığınağımız sabır kalesinde sevgi silahımızla göğüslemek gelen her şeyi. Yeter ki günahımızın farkına varalım. O gücü içimizde hazır bulacağız.

Saygılarımla, 25.04.2025

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir