Sevgiyi Çoğaltan Erdemler

Sevgi, kendiliğinden büyüyen bir bitki değildir. Onu romantik duygularla sulayıp kendi hâline bırakırsanız bir süre yeşil kalır, sonra solar.

Sevgi ancak erdemle beslenirse kök salar. Aksi hâlde ya alışkanlığa dönüşür ya da hatıra olur.

Bugün sevginin tükendiğinden şikâyet ediyoruz ama aslında tükenen sevgi değil; onu taşıyacak karakter. Çünkü sevgi, duygudan çok bir ahlaki süreklilik meselesidir.

Sevgiyi ayakta tutan ilk erdem sadakattir. Sadakat çoğu zaman yanlış anlaşılır; yalnızca bedensel ya da biçimsel bir bağlılık sanılır. Oysa sadakat, anlamda tutarlılıktır. Bugün savunduğunu yarın çıkarına göre terk etmemektir.

İnsan sevdiğine, onu her şartta haklı çıkararak değil; onu kolayca terk etmeyerek sadık kalır. Güven buradan doğar. Güven yoksa sevgi uzun süre barınmaz.

Sadakatin hemen ardından ahde vefa gelir. Bu, yalnızca söylenmiş sözlere değil; birlikte yaşanarak kurulmuş sessiz anlaşmalara sahip çıkmaktır. “Buradayım” demenin sorumluluğunu taşımaktır. Ahde vefa, sevgiyi derinleştirir; çünkü sevgi süreklilik hissi olmadan kök salamaz.

Sorumluluk ise sevginin omurgasıdır. Duygu inişli çıkışlıdır; ama sorumluluk, sevginin ayakta kalmasını sağlar. “İçimden gelmiyor” noktasında biten şey sevgi değildir; hevestir. Sevgi, tam da o noktada başlar. Sorumluluk almaktan kaçan insanın elinde sevgi, romantik bir mazerete dönüşür.

Sabır, sevginin zamana yayılmış hâlidir. Sabır pasif bir katlanma değildir; aceleci yargıyı askıya alabilme becerisidir. İnsan sevdiğini hemen tüketmek ister; sabır buna direnebilmektir. Derinlik zaman ister, zaman da sabır.

Merhamet, sevgiyi yumuşatır ama zayıflatmaz. Merhamet, karşıdakini mazur görmek değil; onu bütünüyle görmektir. Kusuruyla, zaafıyla, karanlığıyla. Merhametten yoksun sevgi, ilk hayal kırıklığında cezaya dönüşür.

Adalet ise sevginin gizli denge unsurudur. Sevgi, adalet olmadığında ya tahakküm üretir ya da bağımlılık.

Kayırmayan, ölçüyü kaçırmayan, sevgiyi borç hâline getirmeyen bir adalet duygusu, ilişkiyi ayakta tutar.

Bütün bunların üzerinde ise benliği terbiye etmek vardır. Sevginin önündeki en büyük engel, benliğin merkezde putlaşmasıdır. Her şeyi kendine göre ölçen insan sevemez; sadece sahip olur. Sevgi, benlik merkezden çekildiğinde nefes alır.

Sonuç açık: Sevgi bir duygu olarak doğar ama erdemle yaşar. Erdem yoksa sevgi uzun sürmez. Kalan şey ya alışkanlık olur ya da anlatılan bir geçmiş.

Sevginin kaderini belirleyen şey, hissin yoğunluğu değil; onu taşıyan insanın karakteridir.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir