Sormak, Somurmak ve Sömürmek

Hz. Mevlâna, ömrünün hülasasının “Hamdım, piştim, yandım.” olduğunu söylerken büyük âlem olarak vasıflandırdığı insanın maneviyat yolculuğunu tarif etmiştir.

Mevlana’nın duygusunu taşıyan insan bu yolculuğuna merak duyup soru sorarak çıkmaktadır.

Sormak, söörmek, sömürmek, söylemek, sövmek güzel Türkçemizin söz dağarcığına ait sö köklü sözcüklerdendir.

Çocuk doğar doğmaz anasının memesini sorar. Sormak Gaziantep’te emmek sözünün karşılığıdır. Çocuğun sorusu, emişi “Ben bu dünyayı yerim” anlamında bir manifestodur.

Annesi o çocuğun tüm sorularına karşılık olarak onu doğa anaya teslim eder.

Çocuk sorularla varoluşunu, kendini ve içinde yaşadığı toplumu sorar sömürür. Madde ve mana olarak birleşerek kendi dünyasını kurar.

Eğer sordukları içinde önceden bu soruları sorup Hz. Mevlana’nın anlayışına gelen var ise o anlayışın devamı olarak yaşamına devam eder. Yoksa içinde bulunduğu toplum normlarında neye yönelmiş ise o kanalda (toplum hiyerarşisi) var olur.

Söörme-söğürme Gaziantep yöresinde patlıcanı közde pişirme eyleminin karşılığı olarak kullanılır. Pişme ile patlıcanın acılığı ve sertliği giderek yemede kullanılacak hale gelir.

İnsan da soruları ile varlığı söörerek sömürerek tahsil ederek topluma ve kendine yararlı birey haline bürünür. Asıl olan bu sömürmede kazandığı varlığın varoluşla test edilmesidir. Yani kendi benliğinin yanarak varoluşun varlığına dönüşmesi.

Zaten var olan varoluşun varlığı değil mi denilirse ‘var olduğunun idrakine gelip vücut bulur’ diye tamamlayalım sözü. Dekart burada “düşünüyorum o halde varım” demektedir.

Bunu varoluşun geri dönüşümü olarak görebiliriz. Yani varlığın tur ederek insan bilincinde vücut bularak aslına erip düşüncede var olmasıdır. Bu bağlamda bireyce sorulanlar neye dönüştü ve ne işe yarar? Sorular söylenenler olarak sevilenler ve söğülenler olarak tasniflenerek bir denge bulur.

Bu denge bozuksa söğülenler kendi içinde bir soruna dönüşerek sistemden ayrı bir yapıya dönüşüp bir hastalık, vücut için bir sorun olarak ortaya çıkar. Bu durum o kişinin somurtmasına neden olur. Söylenilenler sevilenler olduğunda ise uyum ve barış dolu bir dünya olur.

Soru dile gelmeden önce manası içimizde canlanır. Sorunun cevabı kendimizde bir uyum ve anlam değişimine uğrayarak tüm düşüncemizi etkileyerek farkındalık oluşturur. İnsanın sorduğu sorular soruları doğurarak varlıkta anlamlaşıp birey varoluşla balanslı (uyumlu) bir yapıya dönüşür. Bu nedenle “ya hayır söyle ya da sus, hayır söyle hayır duy” denmiştir.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir