Aslından Kopan İnsan ve Azabın Kaynağı

İnsan çektiği azabı çoğu zaman dışarıda arar: kaderde, toplumda, siyasette, Tanrı’da… Oysa mesele daha yalındır. İnsan, kendinden- aslından-uzaklaştıkça acı çeker. Bu acı bir ceza değil, bir sonuçtur.

Kuran’da “insan hüsrandadır”. Yani aslından ayrıldığından hasrettedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna buyurulmuştur.

“Asıl” dediğimiz şey soyut bir metafizik değildir; insanın varoluştaki yeridir. Doğayla, diğer insanlarla, kendi iç dengesiyle; inancı, aklı ve yaşantısıyla kurduğu ilişkidir. İnsan bu yerle uyum içindeyken hayat zor olabilir ama anlamlıdır.

Uyum bozulduğunda ise bolluk bile huzur üretmez. Bugün yaşadığımız tam olarak budur.

Modern insan doğayı kaynak, kendini merkez saydı. Döngüyü reddetti, süreklilik vehmine kapıldı. Ölümü bir düşman, sınırı bir hakaret gibi algıladı.

Bu zihinsel kopuşun bedeli ağır oldu: anlam boşluğu, kronik huzursuzluk, kendi ürettiğine gömülme, tükenmişlik ve sürekli bir korku hâli. Buna “azap” demek abartı değildir.

Bu noktada din meselesi belirleyicidir. Yaşanmayan, günlük hayattan ayrıştırılmış bir din insanı korumaz. Ritüel vardır ama dönüşüm yoktur. İnanç etikete dönüşür, varoluşa temas etmez. Böyle bir dindarlık azabı azaltmaz; artırır. Çünkü insan bildiğini yaşamadığında iç çatışma derinleşir.

Gerçek dindarlık ise sessizdir. Gösterişli değildir. Hayatla uyumludur, ölçülüdür. Doğayı emanet bilir, insanı araç yapmaz, ölümü inkâr etmez. Bu denge hâli korkuyu azaltır. Çünkü insan rızalıkla yerine razı olur. Bu da sahici bir güç üretir.

Bugün “toplumsal din” dediğimiz yapı büyük ölçüde çökmüştür. Kabuğu durur ama özü hayattan çekilmiştir. Tanrı adı dolaşımdadır; fakat merkezde değildir. Yerine çıkar, haz ve güç yerleşmiştir. Bu da yeni bir azap biçimi üretir: anlamı olmayan kalabalık bir hayat.

Çözüm yeni ideolojilerde, yeni düşmanlarda değildir. Çözüm hatırlamadadır. İnsanın yerini, sınırını ve ilişki biçimini hatırlamasında, yüzleşmesinde; kendini ve varoluşu tanıyıp dengeli yaşamasındadır. Metinler buna hidayet der, felsefe kendine dönüş, psikoloji bütünleşme.

Kur’an “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur” ve “Beni anın ki Ben de sizi anayım” der. Anmak, zihinde bir dosya açmak değildir. Üzerine düşünmek, onu içselleştirmek, davranışa dönüştürmek demektir. Aksi hâlde yapılan şey nostalji ya da slogan üretimidir.

İnsan aslında cehennemi de cenneti de birlikte taşır. Hangisinin açılacağı, aslıyla arasına koyduğu mesafeye bağlıdır. Mesafe arttıkça azap derinleşir; mesafe kapandıkça sükûnet gelir.

Halk irfanı bunu yalın biçimde söyler: “Cehennemde dal odun yoktur; herkes ateşini buradan götürür.”

Ve yine denir ki: “Bugün irfan cennetine nail olanlar, yarınki huri gılmanı neylesin?”

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir