Şeytanın Bilmediği

Şeytanı çoğu zaman yanlış yerden tartışıyoruz. Onu karanlık, kaba, cahil bir figür sanıyoruz. Oysa şeytanın asıl gücü cehaletten değil, bilgiden gelir.
Hesap bilir. İnsanı tanır. Zayıf noktaları, tekrar eden kalıpları, korkuları ve arzuları ezbere okur. Bir anlamda şeytan, insan psikolojisinin soğukkanlı bir istatistikçisidir.

Ama tam da bu yüzden kördür.

Şeytanın bilmediği şey, bilginin yetmediği alanlardır. Yaşantıyı bilmez. Acının içerden nasıl yankılandığını, sevincin bedende nasıl yer ettiğini, bir pişmanlığın geceleri nasıl büyüdüğünü bilmez. Onun bilgisi dışarıdandır; dokunmaz, yanmaz, iz bırakmaz. Bilir ama anlamaz.

Bilmediği bir başka şey özgürlüktür. Şeytan deterministi sever. Her şeyin bir karşılığı, her eylemin bir bedeli, her insanın bir fiyatı olsun ister. Oysa özgürlük, tam da bu hesabın bozulduğu yerdir.

Son anda vazgeçilen bir kötülük, çıkarı olmadığı hâlde yapılan bir iyilik, kaybı göze alarak söylenen bir hakikat… Bunlar şeytanın matematiğinde yoktur. Çünkü özgürlük, veriyle çalışmaz.

Sevgi de böyledir. Sevgi bilgi değildir; risktir. Garanti vermez, sonuç vaat etmez, optimize edilemez. Şeytan sevgiyi ancak strateji sanır: bağ kurmak, sahip olmak, yönlendirmek. Ama sevgi sahiplik değildir; emanettir. Emanet fikri ise şeytana yabancıdır. Onun evreninde her şey ya kullanılır ya da tüketilir.

Peki madem bilme şeytanın işidir, bilmediğini ona kim bildirir?

Bir vaiz değil. Bir kitap hiç değil. Şeytanı bilgilendiren şey söz değildir; insanın eylemidir. Kimse görmezken yapılan bir iyilik, alkış beklemeden taşınan bir yük, intikam mümkünken vazgeçiş… Bunlar şeytana hitap etmez, ama onu bozar. Çünkü bilgi eklemez; tanıklık üretir.

Asıl büyük kırılma ise yaratıcılıktadır. Acıdan anlam çıkarmakta. Kayıptan merhamet üretmekte. Hiçlikten hikâye kurmakta. Şeytan olanı evirip çevirir; insan bazen olmayanı var eder. Bu küçük gibi görünen fark, metafizik olarak yıkıcıdır.

Şeytan çok şey bilir. Ama niçin yaşamaya değer olduğunu bilmez. Ona bunu öğreten bir makam yoktur; bir hareket vardır. İnsan denen o tuhaf varlığın, bazen kendine bile rağmen doğruyu yapması.

Bu bilgi öğretilmez. Yaşanır. Ve yaşandıkça şeytanın bilgisi artmaz; etkisi azalır.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir