Şefkatin İzinde Meryem

Meryem sözcüğünü bir ad veya kültür olarak ele aldığımızda kültürlerin bin yıllık hafızasında yer etmiş bir simge olduğu anlaşılmaktadır. Bu simge, kutsal kitaplarda kutsal ruhu doğuran olarak tanımlanmaktadır. İbranice “Miryam” kökünden gelen bu ismin etimolojisi konusunda sözlükler belirsiz olduğunu “ayrı, üstün olan” ya da “denizin yıldızı” anlamlarını taşıdığını söylenir.

Adı farklı dillerde ve kültürlerde, Meryem, Meryam, Miryam, Mary, Maria, Marie gibi farklı biçimlerde yankılansa da kutsal ruhu doğuran olarak kutsallığı yaşatılmaktadır. İslam’da adına sure nazil olarak “Hz. Meryem – Meryem Ana” olarak kutsanmıştır.

Sembolizm ve kullanımı göz önüne alındığında Meryem’in zekayı doğuran olduğu anlaşılmaktadır. Eski “mar” sözcüğünün hem zehir hem panzehir anlamında sembol yılan sembol olarak kullanılmıştır. Kuranı kerimde şeytanın yılanın ağzında kovulduğu cennete tekrar girerek Havvayı kandırdığı anlatılır. Bu bağlamda ‘Maryam’ kelimesi anlamına ‘yılsnı yiyen’kavuştuğu düşünülmektedir.

Meryem’in Betül-bakire oluşu ile kulak zarı arasında da bir bağlantı kurulur. Kulağımıza gelen ses dalgaları kulak zarımızı bozmadan aklımız yolu ile zihnimizde canlanır ve zekanın parlaklığına yansıyarak bir bilgi olarak dile gelir. İşte bu ortaya çıkan kutsal ruh, ilk yaratılan, Allah katında olan kelam; kıyamete yakın ortaya çıkacak olan Hz. İsa efendimiz olarak sembolize edilir.

Kelam dilsizdir. Daha doğrusu tüm dilleri ortaya çıkartan odur. Ama o, sevgi, (rahmet ve merhamet,) paylaşma dilini kullanarak varlıkları devam ettirir. Bunun olabilmesi için bireyin zihninin varlıkla senkronize olması, arınması ve kendine ait hiçbir varlığının olmaması gerekir.

İslam inancına göre kıyametten önce ‘Deccal’ ortaya çıkacak ve daha sonra Hz. İsa Efendimiz o deccalı öldürerek egemenliğini sağlayacaktır.

Deccal, Arapça “aldatma” kökünden türemiştir ve “insanları aldatıcı, yalan söyleyen, fitne çıkaran kişi” anlamını taşır. Dışarıdan gelen sözler ile içdeki inanç veya ön yargılar mücadeleye girişir. Yalan olan, aldatıcı olan söz (deccal) ölerek hakiki kelam – bilgi ortaya çıkar anlamındadır. Bu mücadelenin kendisi varoluşun amaç ve varlık sebebidir. Çünkü ikilik olmadan birlik olmaz ve her şey zıddıyla kaimdir. Güneşin ortaya çıkışı karanlığın yok olduğunu değil aydınlığın varlığını ve gücünü gösterir.

Meryem ve çocuk figürlerinde masumiyet ve merhameti açığa çıkartılarak Tanrı katında yaşamın oluşumunu ve devamının nasıl olduğu simgelerle anlatılır. Onun yaşamaya başlaması, ona inanop gelenlerin hastalık ve kusurlarından kurtularak ona dönüşmesi sembolleriyle Hz. İsa Efendimizin örnek yaşamıyla tanımlanmıştır. O çocuk doğanın ve toplumun yaşamını gösterir. İyi ve güzeli arayanlara model olması açısından insanlığa yol gösteren deniz feneri gibi parlamaktadır.

Rahmet, merhamet merhem kavramları da bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Yaralarımıza sürdüğümüz merhem bir anne veya sevgilinin yüreğimize dokunuşu ile rahmet ve merhamete dönüşerek ruhumuzda açılan yaraları tedavi eder.

Allah’ın şefkati “Er-Rahmân ve Er-Rahîm” isimleriyle ifade edilir. Tevbe suresi 14. Ayette “Ve Allah, inananların kalplerine şifa verir.” Buyurulmuştur. Emredilene inanıp eylemleyenler şifaya ve şefkate kavuşan insanın şevki parlaklığı – ışığı güneş gibi alemi aydınlatmıştır. Candan talep edenler kendi yollarını açarak hedeflerine ulaşacaklardır. Çünkü Tanrının rahmeti sonsuz olarak tanımlanmıştır.

Adı farklı dillerde ve kültürlerde, Meryem, Meryam, Miryam, Mary, Maria, Marie gibi farklı biçimlerde yankılansa da kutsal ruhu doğuran olarak kutsallığı yaşatılmaktadır. İslam’da adına sure nazil olarak “Hz. Meryem – Meryem Ana” olarak kutsanmıştır.

Sembolizm ve kullanımı göz önüne alındığında Meryem’in zekayı doğuran olduğu anlaşılmaktadır. Eski “mar” sözcüğünün hem zehir hem panzehir anlamında sembol yılan sembol olarak kullanılmıştır. Kuranı kerimde şeytanın yılanın ağzında kovulduğu cennete tekrar girerek Havvayı kandırdığı anlatılır. Bu bağlamda ‘Maryam’ kelimesi anlamına ‘yılsnı yiyen’kavuştuğu düşünülmektedir.

Meryem’in Betül-bakire oluşu ile kulak zarı arasında da bir bağlantı kurulur. Kulağımıza gelen ses dalgaları kulak zarımızı bozmadan aklımız yolu ile zihnimizde canlanır ve zekanın parlaklığına yansıyarak bir bilgi olarak dile gelir. İşte bu ortaya çıkan kutsal ruh, ilk yaratılan, Allah katında olan kelam; kıyamete yakın ortaya çıkacak olan Hz. İsa efendimiz olarak sembolize edilir.

Kelam dilsizdir. Daha doğrusu tüm dilleri ortaya çıkartan odur. Ama o, sevgi, (rahmet ve merhamet,) paylaşma dilini kullanarak varlıkları devam ettirir. Bunun olabilmesi için bireyin zihninin varlıkla senkronize olması, arınması ve kendine ait hiçbir varlığının olmaması gerekir.

İslam inancına göre kıyametten önce ‘Deccal’ ortaya çıkacak ve daha sonra Hz. İsa Efendimiz o deccalı öldürerek egemenliğini sağlayacaktır.

Deccal, Arapça “aldatma” kökünden türemiştir ve “insanları aldatıcı, yalan söyleyen, fitne çıkaran kişi” anlamını taşır. Dışarıdan gelen sözler ile içdeki inanç veya ön yargılar mücadeleye girişir. Yalan olan, aldatıcı olan söz (deccal) ölerek hakiki kelam – bilgi ortaya çıkar anlamındadır. Bu mücadelenin kendisi varoluşun amaç ve varlık sebebidir. Çünkü ikilik olmadan birlik olmaz ve her şey zıddıyla kaimdir. Güneşin ortaya çıkışı karanlığın yok olduğunu değil aydınlığın varlığını ve gücünü gösterir.

Meryem ve çocuk figürlerinde masumiyet ve merhameti açığa çıkartılarak Tanrı katında yaşamın oluşumunu ve devamının nasıl olduğu simgelerle anlatılır. Onun yaşamaya başlaması, ona inanop gelenlerin hastalık ve kusurlarından kurtularak ona dönüşmesi sembolleriyle Hz. İsa Efendimizin örnek yaşamıyla tanımlanmıştır. O çocuk doğanın ve toplumun yaşamını gösterir. İyi ve güzeli arayanlara model olması açısından insanlığa yol gösteren deniz feneri gibi parlamaktadır.

Rahmet, merhamet merhem kavramları da bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Yaralarımıza sürdüğümüz merhem bir anne veya sevgilinin yüreğimize dokunuşu ile rahmet ve merhamete dönüşerek ruhumuzda açılan yaraları tedavi eder.

Allah’ın şefkati “Er-Rahmân ve Er-Rahîm” isimleriyle ifade edilir. Tevbe suresi 14. Ayette “Ve Allah, inananların kalplerine şifa verir.” Buyurulmuştur. Emredilene inanıp eylemleyenler şifaya ve şefkate kavuşan insanın şevki parlaklığı – ışığı güneş gibi alemi aydınlatmıştır. Candan talep edenler kendi yollarını açarak hedeflerine ulaşacaklardır. Çünkü Tanrının rahmeti sonsuz olarak tanımlanmıştır.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir