Birey ve Nefs Kavramları Üzerine

Dil, varlıkların yalnızca nesnel adlandırma aracı değil, aynı zamanda içeriklerin biçimlendiği bir anlam dünyasıdır. Kavramlar oluştukları dilin içinde doğar, ait olduğu kültürün ve düşüncenin içinde gelişir ve derinleşir.

Bu bağlamda “birey, kişi, nefs kavramları, farklı kökenlerden gelip farklı içerikler taşımalarına rağmen, aynı varlığı yani insanı çeşitli boyutlarıyla dile getirir.

Birey: Kendi iradesi, düşüncesi, tercihleri olan insan demektir. Özgürlüğü, farklılığı, kişisel haklarıyla tanımlanır.

Aynı zamanda bir, bölünemez olan, sayı olarak bir, kişi anlamında Türkçe sözcüktür.

Burada dil, matematiksel-soyut bir içerik taşır. Bölünmez, tekil, özgün varlığı tanımlar. Yani insan birleyen ve özünde biri taşıyan varlıktır. O nedenle bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüştür, yaşatan da tüm insanlığı yaşatır denilmiştir.

Sosyolojik bağlamda birey, toplum içindeki hak ve görevleriyle tanımlanır. Dolayısıyla birey kelimesi, modern düşüncenin ürünüdür; bireyi toplumdan ayırarak ona özgürlük ve özerklik yükler.

İçerik olarak birey, daha çok hukuk, siyaset ve sosyolojide kökleşmiştir. Mal, köle, kul gibi kullanılan nesne olarak görülen insan Cumhuriyet idaresinin kazanımıyla birey kabul edilerek Cumhuriyet iradesini temsil etme yetkisi verilmiştir. Bu insanın varoluşun temsilcisi misyonu ile özdeştir.

Batı kültürlerinde insan bireyselleştirilerek tüm toplumdan sorumlu kişi olarak yetiştirilirken, bizde bu kazanım maalesef bencil egoist, kendinden başkasını düşünmeyen, menfaati için her işi yapan kişi formuna maksatlı olarak dönüştürülmüştür.

Bu da kişilerin Cumhuriyet değerlerini ve kendi varlıklarını içselleştiremediklerine fırsat verilmemesinin göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Nazım Hikmet “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine” diyerek bireylerin amaçlarının amacın ne olduğunu dile getirmiştir.

Kişi” Türkçe kökenlidir ve bireyden farklı olarak soyut değil, somut bir varlığa işaret eder. Kimliği, adı, yüzü, sosyal ilişkileriyle bir insan anlamındadır

Dil açısından kişi, bireyin toplumsal-kültürel yüzünü temsil eder. İçerik olarak, bireyin toplumla bağını koparmadan özneleşmesini ifade eder.

Vatandaş ve yurttaş ise bu kişinin ait olduğu siyasi idarenin hakim olduğu toprak parçasında yaşayan ve her türlü hak ve sorumlulukların sahibinin tanımıdır.

Nefs, Arapça kökenli olup İslam düşüncesinin merkez kavramlarındandır. Kelime, “nefes, öz, benlik, içsel varlık” anlamlarını taşır. Burada dil, insana doğrudan manevi ve psikolojik içerik yükler. Batı dillerindeki “ego” veya “psyche”ye benzer, fakat yalnızca akılla değil, ruhsal mertebelerle ilişkilidir.

İçerik olarak nefs, insanın içsel çatışmalarının alanıdır: arzu ile irade, kötülük eğilimi ile iyilik potansiyeli arasında salınır. Tasavvuf dilinde nefs, terbiyeden geçerek olgunlaştırılması gereken bir iç varlıktır.

Arap ülkelerinde çoğu zaman “toplum” ümmet, kabile, millet kimliği üzerinden tanımlanır. Birey, tek başına özgür bir varlık değil ya iktidarın kuludur ya da içinde bulunduğu kabilenin bir uzantısıdır.

Vatandaşlık, modern anayasal anlamda gelişmediği için insanlar daha çok itaat eden nefisler gibi görülür.

İnsan, kökü Arapçadan gelir “ünsiyet, yakınlık, toplumsallık” anlamlarını taşır. Dil, burada varlığın hem biyolojik hem de sosyal yanını vurgular. Ünsiyetle insan varlığı kendine bağlayarak varoluşun sesi olmuştur.

İçerik açısından insan, bütünün adıdır. Hem birey hem kişi hem de nefsiyle ve kendini var edenle var olan varlıktır.

Felsefede “akıllı hayvan”, dinde “eşref-i mahlûkat”, sosyolojide “toplumsal varlık” olarak farklı anlam evrenlerinde içerik kazanmıştır.

Bu dört kavramın dili ve içeriği aslında aynı merkez etrafında döner. Özü de Adem’dir.

Adem, bireyselliğini, kişiselliğini aşan evrensel insanın adıdır. Aynı zamanda nefs ve ruh bağlamında yaratılmış insanın özel adıdır. Herkes kendi içinde Ademi taşır ve kendi adı olarak sahip çıka bilir.

Allah, Âdem’e “Ruh” üflediğinde, ona nefs (benlik, öz), kendilik vermiştir. Bu yüzden insan, hayvandan farklı olarak sadece canlı değil, kendi benliğinin farkında bir varlık olarak insan formunda yaratılmıştır.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir