Küfürün Doğa ve İnsan Bağlamındaki Anlamı

Küfür, dinî literatürde genellikle “inkâr” olarak anlaşılır. Ancak kelimenin kök anlamı “örtmek”tir. Bu açıdan bakıldığında küfür, inançsızlık değil, hakikatin, saf olanın ve doğaya uygun işleyişin üstünün örtülmesi demektir.

Doğadaki süreçlerle insanın davranışları arasında kurulan benzerlikler, küfür kavramına daha geniş bir bakış açısı kazandıracaktır.

İnsan bedeni, kendisini oluşturan biyolojik alt yapı üzerinde bir örtüdür. Derisi de bedeni üzerinde bir örtü. Düşünce sistemine girildiğinde ise aklın düşünce üzerinde bir örtü olduğu anlaşılmaktadır.

Arapçada tohumu toprakla örtene (çiftçiye) kâfir denmişse bu bağlamda peygamberin getirdiklerine inanmayanlar da hakikati örten anlamında kâfir olarak tanımlanmıştır.

Burada göz ardı edilmemesi gereken farkındalık çiftçinin tohumu yeşermesi için toprağa gömüldüğü gibi bireyin de içine konan özü işleyip ortaya çıkartmakla görevli olduğu bilinciyle hareket etmesi beklenir.

Bu bilinç küfrün imana, eminliğe ve geleceğe güvenle bakılmasını doğurur. Yani iman etmek isteyen birey önce küfrün ve kendinin ne olduğunu bilecek. Daha sonra bilinçli eylemlerle küfrünü imana dönüştürecek. Yoksa bireyin içinde doğduğu toplumun inancından ve dininden olduğunu bilmekle küfrü geçmez.

Bazı yemekler pişerken yüzeyde oluşan ve özden ayrılan köpüğe kef denir. Kef, yiyeceğin özünden kopan ve saf olanın üstünü örten bir atıktır. O atık alınmaz yemeğe karışırsa tadı bozulduğu gibi; aynı şekilde özümüzden gelen ve dışarı atılması gerekenler dilimizden küfür olarak dışarı saçılıyor.

Benzer şekilde küf, havasız ve dönüşümsüz ortamlarda ortaya çıkan, saf gıdanın üstünü kaplayan, onun doğallığını bozan bir tabakadır. Yani insan kendini kendi ile kapatır, akışkanlığa karışmayarak yeniliğe açık olmazsa küflenir.

O nedenle abdesti, arınmayı durgun suda değil akar suda alınması istenmiştir. Bu da donmuş kalıplaşmış düşüncede değil doğaya ve ilahi gidişata uygun düşüncede almamız gerektiğini gerektirir.

İnsan neden yaratılışına ve doğasına ters düşerek ve ters davranışlarda bulunarak küfür ve nankörlük eder? Bu durum muhakkak ki yaratılışındaki imtihan sırrından gelmektedir.

Bu benim kaderimmiş deyip kabul mü edlmesi gerekir yoksa kendimizi arıtarak yaratılışımızdan gelen güzellikleri ortaya çıkarmamız mı gerekir.

Çünkü güzellikler yapıcı, mutluluk verip sevgi üreticidir. Karşıtı ise yıkıcı, bozucu, stres üretip huzursuzluk verdiği herkesçe bilinmektedir. Lakin yapmaktan da geri durulmamaktadır.

Bir ağacı yetiştirmek senelerce zaman ve emek gerektirirken onu kesmek bir dakikalık zamana mal oluyor.

Birey, kendini iyi arkadaşla, iyi çevreyle ve bu doğrultuda oluşturulmuş düşünce sistemi içinde yaşamakla dönüştürür. İyilikleri, güzellikleri artırmak olumsuz görüş ve durumları ortadan kaldıracak örgütlenmelerin çoğalmasıyla bu durum toplumsal yapıya dönüşür.

İnsan kendini arıtmadığında doğasından var olan bencilliği hırsları ve bağımlılıklarıyla kendi kendini bozar. İnsanın içindeki sevgi, yardımlaşma, merhamet, yaratıcılık gibi iyi düşüncelerin ortaya çıkmasına fırsat tanımaz.

Fikir ve kir aynı kelimededir. Dervişin fikri ne ise zikri de odur denilmiştir. Bu bağlamda eylemsel projeler (fikirler) art niyetlerden arınarak, faydacılık ve kamuculuk düşüncesi ne kadar fazla ise kirden o kadar arınılmış olmaktadır.

İnanç ve din bağlamında sadece Tanrı’ya inanmamak olarak tanımlanan küfür aynı zamanda doğanın saf işleyişini bozmak, insan fıtratının özü, iyi ve güzel olanı, sevgiyi örtmek, varoluşun işleyişine aykırı düşünce ve davranışlarda ısrar etmek de küfür olarak değerlendirilmeli.

Biyolojik yapıya müdahale ederek gereksinimine göre meyve sebze üreten insanlık bu üretimin doğaya ve insana ne kazandırdığını ne getirip ne götürdüğünü değerlendirerek kendi yapısı ile örtüştürüp ona göre davranması gerekir.

Günümüz dünyasında Dünya nüfusunun fazlalığına dikkat çekilerek nüfusun azalmasına yönelik çalışmalar yürütüldüğü medyadaki yayınlardan anlaşılmaktadır.

Bu uygulamanın getirisinin – götürüsünün ne olacağı mevcut emperyal yönetimin anlayış ve yaşam tarzından anlaşılmaktadır. Emperyalist amaçlı ekonomik yönetimi esas alarak insanı ve doğayı tahrip eden bu anlayışın kafirin-küfrün kendi olduğu açıktır.

Yapılması gereken, varoluş amacı olan birlik beraberlik ruhunu pekiştirecek projelerle doğaya saygılı, insanın birlikte üretip birlikte tüketerek sevgiyle saygıyla paylaşmayı öne alıp karanlık ve yıkıcılık üreten odakların arkada kalmasını sağlamaktır. Aklı selim her zaman galip gelecektir.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir