Yüzleşmek

Yüzleşmek, aynaya bakmak veya bir olayın faillerinin karşı karşıya gelmesi değil, kendi fiilinle karşı karşıya gelmektir. Ayna, bu fiilin oyun sahasıdır. Oyuncular yüzlerinde maskelerle karşılaşırlar. Yüzleşme, maskenin düştüğü, aynanın kırıldığı anda başlar.

İnsan çoğu zaman kendini tanıdığını sanır. Oysa tanıdığı şey, kendisi hakkında kurduğu anlatıdır. Güçlü olduğuna, haklı olduğuna, mağdur ya da seçilmiş olduğuna dair iç hikâye… Yüzleşme tam burada rahatsız edici bir iş yapar: Hikâyeyi durdurur. Savunmayı söndürür. Bahaneleri susturur.

Yüzleşmek, suçlu aramak değildir. Geçmişi didiklemek ya da başkalarını yargılamak hiç değildir. Yüzleşme, “Ben bunu yaptım” demekten önce gelen daha çıplak bir cümledir: “Bu bende var. Korku da kibir de, kaçış da, suskunluk da diyerek oluşa teslim olup olumsuzlukları irdeleyip olumlu, yapıcılığın yolunu açmaktır.

Bu yüzden yüzleşme cesaret işi gibi anlatılsa da aslında nefsini yakma, yanmaya dayanma işidir. Kendinle aynı odada – başbaşa kalabilme dayanıklılığı. Kaçmadan, süslemeden, kendini aklamaya çalışmadan. Orada kalabilen insan değişir; kaçan insan sadece rol değiştirir.

Yüzleşmeden kendimizin ne olup olduğunu fark etmeden dönüşüm olmaz. Ama yüzleşme de tek başına kurtarmaz.

Çünkü yüzleştiğin şeyi sahiplenmezsen, onu sadece teşhir etmiş olursun. Sahiplenmek ise şudur: “Bunu gördüm ve bunun sorumluluğu bende.” Dini ifade ile hayrına da şerrine de sahip çıkmak, özrü minni (özür /çözüm bende) diyebilmektir.

Kendin sandığın şeyle yüzleşmeden, aslın ortaya çıkmaz. Aynayı kırmadan kendi yüzümüzdeki karayı silip aynayı parlatmakla varlığın net olarak ortaya çıkmasına katkı yapmaktır.

Sonunda büyük bir aydınlanma, dramatik bir sıçrama bekleyenler hayal kırıklığına uğrar. Yüzleşmenin ödülü sessizdir. Daha az savunma, daha az gürültü, daha az yalan. Ama daha sağlam bir duruş.

Yüzleşmiş insan yüksekten konuşmaz. Net konuşur.
Ve en önemlisi, artık kendinden kaçacak bir yere ihtiyaç duymadan varoluşu varlığın benliğinden yaşamaya, özleşmeye başlar.

Yayınlayan

ahmet_beyazlar

Ahmet Beyazlar, Anadolu’nun kültürel mirası, arkeolojik zenginlikleri ve mitolojik geçmişi üzerine disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan bağımsız bir araştırmacı ve arkeologdur. 2001 yılından bu yana Gaziantep, Kilis ve Kahramanmaraş’ta yürüttüğü saha arkeolojisi, mozaik restorasyonu ve kültürel miras koruma projeleriyle öne çıkmıştır. Erken Hristiyanlık, Orta Asya-Türk mitolojisi, antik Anadolu doğa kültleri, dinler tarihi ve sembolizm konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Çalışmaları, Göbeklitepe’den Bizans dönemine uzanan geniş bir tarihsel yelpazede; arkeolojik veri, mitopoetik anlatım ve felsefi analizleri harmanlayarak kültürler arası köprüler kurmayı amaçlar. --- 2. Key Areas of Expertise (Uzmanlık Alanları) Archaeology and Mosaic Conservation (Arkeoloji ve Mozaik Restorasyonu) Anatolian Mythology and Nature Cults (Anadolu Mitolojisi ve Doğa Kültleri) Early Christianity and History of Religions (Erken Hristiyanlık ve Dinler Tarihi) Cultural Heritage Preservation and Museology (Kültürel Miras Koruma ve Müzecilik) Central Asian Turkic Belief Systems (Orta Asya Türk İnanç Sistemleri) Mythopoetic and Philosophical Analysis (Mitopoetik ve Felsefi Analiz) Field Archaeology and Site Documentation (Saha Arkeolojisi ve Alan Belgelenmesi) Ancient Settlement and Art History (Antik Yerleşim ve Sanat Tarihi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir